Kaybolan Şapka

 


vıııııuuunnn… ıııuuu… hııııı… şşş…Tanımlanması ne zor bir ses… hhıııııııuunn… ııııııııııı… İlerliyor. İleri, ileri, ileri… Gidiyor, gidiyor… hııııuuıııı vııuu diye…  vııııııuuu tık tık tı diye…   Metro rayların üzerinde akarken… Ses. Git git git… Ses. Gitmek. Ses. Geliyor. Geldi. Durak. Yeniden. vhııııuunnnn…takır tukur…vıuu…

Nasıl kaybettim şapkayı? Nasıl? Bir şapka alt tarafı. Alt tarafı bir şapka. Kaybolan bir şapka olsun. Şapka gibi saçlarım var zaten benim. Amaan, ne yapayım? Olan oldu artık. Ama takımı vardı be, of. Takım bozulunca eldivenlerin ve atkının hükmü kalmamış gibi, gözümden düştüler. Birden biri eksilince…

vıııııunnnnz… ıunn… hııınn… Bu ses hangi harfe karşılık geliyor? Ben bulamıyorum. Sesi yazıya aktarsam… Aktaramıyorum. Kulağımın işittiğini harflerle yapamıyorum. Kulağım mı zayıf yoksa harfler mi? IIıhhııınuuu… vuıu, jııuu… Asla içinde u olmamalı, yok. I’lı bir şey olmalı., v de var gibi. Ş, y hiç yok. V, j var.

            Ama nasıl da dalgınım, nasıl!  Beynim uçup gidiyor bazen. Böyle olmamalı ama oluyor. Sakinlikle hareket edemiyorum. Sakin sakin anda kalarak yapamıyorum işlerimi. Zemin de zaman da yok olup kaybolup gidiyor. Stres. Beyin. Stres var ya stres. Uçuruyor. Beynimi bloke ediyor. Kör gibi ezbere inip bindim Kabataş tramvayına gün içinde, defalarca. Ama en son Sirkeci’de inerken tramvayda düştü, eminim. Kadına bak, yer kapacağım diye tutamaklara asılı insanların arasından kendine dar bir koridor yaptı. Kalksam da o otursa, var ya ne sevinir, ama kalkamam, yorgunum, o da genç. Mürdüm rengi, kuşaklı kabanı.

tıkırt… vıııjj… Ses. Gidiyor. Vıhuu… Taırk… Durak. Nasıl bir ses bu? Yanımdakinin kalkıp gittiğini mürdüm rengi kabanı olan kadının bir gayret oturduğunu fark edince anladım. Gözü kulağı dikkatli kadın. O an’da yaşıyor belli ki. Ama ben uçuyorum. Ben bazen öyle dalıyorum, kendi önümde boşalan yeri görmüyorum. Arkadan biri önümden sıvışıp oturuyor da o zaman anlıyorum benim olan oturma hakkının gasp edildiğini. Gidiyor. Gidiyor. İlerliyor. Vın. Durak.

Panik oluyorum. Öyle böyle değil. Ben değil ama bedenim kendi kendine oluyor. Bilincim tutunur belki bir umuda ama kapatıyor onu ilkel çekirdeğim. Benim ilkel yanım. Amigdala mı bunları yapan? Benim limbik bademciğim. Güzelim benim. Yapma. Para dediğin nedir ki? Taş sopa, ok yay. Mağara. Av.

“Ben sizin gibi aydın gençleri dinlerim. Takdir ederim. Tarihi severim. Okumayı severim.” Ayakta kendi arasında konuşanları dinlemiş. Dedim ya o yaşıyor. Tarih kitaplarından mı öğrendin böyle an’da kalmayı?

Vitamin eksikliği sanıyordum bu dalgınlığı ama iktisat eksikliği imiş. Beş haftadır iğne vuruluyorum ama geçmedi, yok. Çemberlitaş ile Sirkeci arasında kopmuşum. Ne gördüm nasıl gördüm? Geldim, hatırlamıyorum. Hafızasız. Düşündüğüm bir şey de yok. Mantık silsilesi içinde düşünsem ya. Beynimin içinde sesli düşünsem… Ama kitleniyor. Tuhaf bir şey oluyor. Şapkam böyle kayboldu.

“Bugün değiştirecektin plağı. Ama sorun yok, yarın değiştirirsin. Şimdi değiştirirsen acı yapar, keyfin kaçar. Keyfin kaçmasın canım, tamam, yarın değiştirirsin.” Bu başka kadın pirüpak. Duvarları sayesinde. Müdanasız. Etrafa sert, o yüzden bu kadar temiz?

Durak.Trak… Yeniden hıııınnnnnn… vıııııınnnnnnn. ıııııınnnnn… Gidiyor. Gidiyor. Gidiyor. Gitmenin sesi, dinle. Bu ilerlemenin sesi. Dişleri düzeliyor birilerinin. Benim de damaklarım çekiliyor. Diş etlerim sızlıyor. Devamlı bir şeylerim kayboluyor. Bu ilk değil. Her seferinde karar vermiştim artık uçmayacağım diye.

Ne güzel rengi vardı iğnenin, iksir gibi. Takım bozuldu. Aynısını bulabilir miyim? Devamı olmuyor ki üretilen hiçbir şeyin. Her şey sezonluk. Sezonluk her şey. Uygulamadan belki ikinci elini bulurum. Bazen sıfır da satılıyor eski sezon ürünleri. Uygulama demişken, yarın evdeyim, ben de kullanmadığım ne varsa satayım. Para. Para bitti. Gelir gelmez. Yatar yatmaz. Yetmedi hatta. Onun şokuyla beynim uçtu ya zaten. Maliye eşittir amigdala. Hani o Sirkeci’de son anda ayıldım da inebildim. Marmaray’a basıp kartı, geçtim, aklım ise hâlâ şapkada. İki kat indim ama gerisin geri dönüp doğru güvenliğe. “Ben şapkamı beş dakika önce indiğim tramvayda düşürdüm.” “Onların güvenliği başka, onlara sorun isterseniz.” “A, öyle mi?” “Onlar belediyenin, biz TCDD’ye bağlıyız., sorun gelin, ben sizi alırım, kart basmazsınız.”

Belki kolay olur, denk gelir bulurum, dedim. Tramvayın belediyeye bağlı güvenliği beni içeri aldı. A, o da ne? Biri eldiveninin tekini düşürmüş. Beyaz, bilek kısımları tüylü. Dursun mu orada? Ne yapmak lazım? Gelip arar mı o da? Ben benimkini güvenliğe vermelerini umut ederken beyaz eldiven teki bu yağışlı, soğuk İstanbul gününde düştüğü turnike kenarında çamura bulanıyor.

Duraklara sorun tek tek, gibi bir şey demişti. Eminönü durağında indim. Ne oluyor ya? Biri de siyah, içi polarlı, su geçirmez eldiven teki düşürmüş. Abov! Ne çok düşüren varmış meğer. Düşüren düşürene. Kaybeden kaybedene.

“Ben 10 dakika önce şapkamı tramvayda düşürdüm. Size getiren oldu mu?”

“Siyah mıydı?”

“Evet”

“Az evvel biri onu şu dolapların üstüne koydu.”

“Aa!”

“Püsküllü müydü?”

“Yok.

“Başımdakini vereyim! 😊

“Yok, teşekkür ederim. 😊

Diğer duraklara uğramadım. Kart basmadan Sirkeci’ye geri döneyim, yeter.

“Karşıya geçsem olur mu abi?

vıııııuuunnn… ıııuuu… hııııı… şşş…trauk… Durak. Kaç kişi neyini kaybetti bugün acaba? Hı, burası benim. Kalk kalk, çabuk.

Yorumlar

Popüler Yayınlar